7 Haziran 2012 Perşembe

TÜM RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI

Barla Lahikası



O İLERİDE GELECEK ACİB (şaşılan, hayret uyandıran, benzeri görülmeyen) ŞAHSIN bir HİZMETKARI ve ONA YER HAZIR EDECEK BİR DÜMDARI (yardımcı kuvveti) ve OBÜYÜK KUMANDANIN PİŞDAR BİR NEFERİ (önden giden bir askeri) olduğumu zannediyorum. (Barla Lahikası, s. 162)

Bediüzzaman bu ifadesinde Hz. Mehdi için, "İLERİDE GELECEK" sözlerini kullanmıştır. Bediüzzaman "gelmiş" veya "geldi" gibi kendi dönemini ve öncesini kasteden ifadelere yer vermemiştir; "ileride gelecek" diyerek Hz. Mehdi (a.s.)'ın kendi yaşadığı dönemden sonra geleceğini açıklamıştır. "İLERİDE" kelimesinin gelecek bir zamanı ifade etttiği son derece açıktır ve Bediüzzaman'ın bu konudaki düşüncesini hiçbir itiraza yer bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır.
Bediüzzaman bu sözüyle kendi yaptığı çalışmaların, Hz. Mehdi (a.s.)'a zemin hazırlayacağını ifade etmekte, kendisini bu mübarek zatın "HİZMETKARI" olarak nitelendirmektedir. Kuşkusuz ki bu son derece kesin bir açıklamadır. Eğer Bediüzzaman'ın, kendisinin Hz. Mehdi (a.s.) olduğu yönünde bir kanaati olsaydı, kendisini "Hz. Mehdi'nin hizmetkarı" olarak nitelendirmezdi. Çünkü "bir kişinin aynı anda hem Hz. Mehdi (a.s.) hem de onun hizmetkarı olabilmesi" mümkün değildir. Dolayısıyla bu ifade açıkça ortaya koymaktadır ki Bediüzzaman burada çok açık bir şekilde Hz. Mehdi (a.s.) olmadığını belirtmiştir.
Bediüzzaman burada "ONA YER HAZIR EDECEK" ifadesini kullanarak, Hz. Mehdi (a.s.)'ın kendisinden sonra gelecek bir kimse olduğunu bir kez daha açıklamıştır. Bilindiği gibi "hazırlık" bir şeyin öncesinde yapılan bir eylemdir. Halihazırda mevcut olan, hazır bulunan bir şey için hazırlık yapılması söz konusu değildir. Bediüzzaman da burada kendisinin "Hz. Mehdi (a.s.)'ın gelişinden önce böyle bir hazırlık içerisinde olduğunu" ifade etmektedir. Bu da Hz. Mehdi (a.s.)'ın, Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde henüz ortaya çıkmamış olduğunu, bu dönemin bir "hazırlık devresi" olduğunu göstermektedir.

Kastamonu Lahikası


Evet, hadis-i şerifin ifadesiyle HAZRET-İ İSA'NIN SEMAVİ NÜZULÜ (gökyüzünden inişi) KAT'İ (kesin) OLMAKLA BERABER; mana-yi işarisiyle (işaret ettiği manayla) başka hakikatleri (gerçekleri) ifade ettiği gibi bu hakikata da mucizane (mucizevi bir şekilde) işaret ediyor.
(Kastamonu Lahikası, s. 50)

Hz. İsa (a.s.)'ın ahir zamanda yeniden yeryüzüne gelecek olması Kuran-ı Kerim'de ve hadislerde bildirilen bir gerçektir. Bediüzzaman da bu gerçeği dile getirmekte, hadislerde Hz. İsa (a.s.)'ın yeniden dünyaya geleceğinin açıkça bildirildiğini söylemektedir. Bu, samimi olarak iman edenler için çok kıymetli bir müjdedir. Allah'ın izniyle, ahir zamanda yaşayan müminler bu mucizeye tanıklık edecek, aradan geçen 2000 yılın ardından Hz. İsa (a.s.)'ın tekrar yeryüzüne gelişine şahit olacaklardır.

Emirdağ Lahikası

O ZAT BÜTÜN EHL-İ İMANIN (iman edenlerin) MANEVİ YARDIMLARIYLA ve İTTİHAD-I İSLAM'I MUAVENETİYLE (İslam Birliği'nin yardımlaşmasıyla) ve BÜTÜN ULEMA VE EVLİYANIN (alimlerin ve velilerin) ve bilhassa AL-İ BEYT'İN NESLİNDEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) HER ASIRDA KUVVETLİ VE KESRETLİ (çok sayıda) BULUNAN MİLYONLAR FEDAKAR SEYYİDLERİN İLTİHAKLARIYLA (Peygamber soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla) O VAZİFE-İ UZMAYI (büyük görevi) YAPMAYA ÇALIŞIR. (Emirdağ Lahikası, s. 260)

Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin üçüncü görevini çok önemli ve geniş kitlelerin desteğiyle gerçekleştireceğini bildirmiştir. Bediüzzaman "BÜTÜN EHL-İ İMANIN MANEVİ YARDIMLARIYLA" sözleriyle, "TÜM MÜSLÜMANLARIN" ittifak halinde oluşturacakları birliğin Hz. Mehdi'nin bu görevdeki yardımcıları olacağını bildirmiştir.
Hz. Mehdi ve yardımcıları güçlerini Allah sevgisinden, iman coşkusundan alan cesur insanlar olacaktır. İmanlarının nuru tüm dünyanın aydınlanmasına vesile olacaktır. Tüm Müslümanların dahil olacağı böyle geniş çapta bir ittifakın desteği, Bediüzzaman'ın döneminde gerçekleşmiş değildir. Bediüzzaman'ın da müjdelediği gibi, bu geniş kitlenin manevi yardımları, ancak ahir zamanda Hz. Mehdi ile birlikte oluşacak ve onun üçüncü görevinin gerçekleştirilmesinde büyük bir rol oynayacaktır.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin bazı münafık ayetleri ile ilgili şerhleri


YAHUT KURÂN’I KENDİSİ Mİ UYDURDU DİYORLAR? DOĞRUSU ONLARIN İMÂN ETMEYE NİYETLERİ YOKTUR. (TÛR SÛRESİ: 33)
Veyahut yalancı, vicdansız münâfıklar gibi, ’Kur’ân senin sözlerindir’ diye seni ittiham (itham) mı ediyorlar? Halbuki, tâ şimdiye kadar ’Muhammedü’l-Emîn’ diyerek içlerinde seni en doğru sözlü biliyorlardı. Demek onların imâna niyetleri yoktur. Yoksa, Kur’ân’ın âsâr-ı beşeriye (insanların eserleri) içinde bir nazîrini (benzerini) bulsunlar. Sözler » Sayfa: 350


2.

YOKSA SANA BİR TUZAK MI KURMAK İSTİYORLAR? FAKAT O KÂFİRLER TUZAĞA DÜŞECEK OLANLARIN TÂ KENDİLERİDİR.
 (TÛR SÛRESİ: 42)
Veyahut, fıtratları bozulmuş, vicdanları çürümüş şarlatan münâfıklar, dessas (hileci) zındıklar gibi, ellerine geçmeyen hidâyetten halkları aldatıp çevirmek, hile edip döndürmek mi istiyorlar ki, sana karşı kâh kâhin, kâh mecnun, kâh sâhir (sihirbaz) deyip, kendileri dahi inanmadıkları halde başkalarını inandırmak mı istiyorlar? Böyle hilebaz şarlatanları insan sayıp desîselerinden, inkârlarından müteessir olarak fütur getirme (usanma). Belki daha ziyâde gayret et. Çünkü, onlar kendi nefislerine hile ederler, kendilerine zarar ederler. Ve onların fenalıkta muvaffakıyetleri, muvakkattır (geçicidir) ve istidrâcdır (derece derece azaba yaklaşmaları için verilen nimetlerdir), bir mekr-i İlâhîdir (onların hilelerine karşılık Allah’ın düzeni, oyunudur).Sözler » Sayfa: 353

3.

((Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır.  (Bakara Sûresi: 2:9-10.))

Evvelen, münafıklığın birinci cinayeti olan aldatmaya ait  ... neticeleri nazara almak lazımdır.

BİRİNCİSİ: ALLAH’I KANDIRMAK GİBİ İMKANSIZ BİR ŞEYİN TALEBİNDE BULUNDUKLARI İÇİN AHMAK OLDUKLARI SÖYLENMİŞTİR.

İKİNCİSİ: MENFAAT NİYETİYLE KENDİLERİNE ZARAR DOKUNDURDUKLARI İÇİN KIT AKILLI SAYILMIŞ, AKILSIZ ADDEDİLMİŞTİR.

ÜÇÜNCÜSÜ: MENFAATİ ZARARLARDAN AYIRAMADIKLARI İÇİN CAHİL GÖRÜLMÜŞLERDİR.

DÖRDÜNCÜSÜ: HUYLARI PİS, SIHHATLERİNİN MADENİ HASTA, HAYAT KAYNAKLARI ÖLMÜŞ, VESAİRE GİBİ REZALETLERİYLE, REZİL EDİLMİŞLERDİR.

BEŞİNCİSİ: ŞİFANIN TALEBİYLE HASTALIKLARINI ARTIRDIKLARI İÇİN AŞAĞILANMIŞ, KÜÇÜK VE HOR GÖRÜLMÜŞLERDİR.

ALTINCISI: ELEMDEN DERTTEN, HÜZÜNDEN BAŞKA  BİRŞEYİ DOĞURMAYAN, NETİCE VERMEYEN KUVVETLİ BİR AZAPLA TEHDİT EDİLMİŞLERDİR.

YEDİNCİSİ: İNSANLARCA ALAMETLERİN EN ÇİRKİNİ OLAN YALAN SÖYLEME İLE TEŞHİR EDİLMİŞLERDİR.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hz. İsa (as)'ın şahsı manevi değil, bir şahıs olarak geleceğini söylemektedir

Said Nursi hazretleri Risale-i Nur Külliyatında içinde bulunduğumuz ahir zamanda Hz. İsa (as)'ın ŞAHIS OLARAK yeniden dünyaya geleceğini, deccalin fitnesini etkisiz hale getireceğini, İseviliği dejenere olmuş düşünce ve inançlardan arındıracağını ve İseviliğin Müslümanlığa tabi olarak İslam ahlakının tüm dünyaya hakim olacağını anlatmaktadır. Risale-i Nur'un hiçbir yerinde Hz. İsa (as)'ın şahsı manevi olarak geleceği söylenmemiştir. Üstad Hazretleri Osmanlıca, Arapça ve Türkçe'ye hakim çok güzel ve hikmetli anlatım üslubuna sahip bir kişidir. Eğer Hz. İsa (as)'ın şahsı manevisinin ahir zamanda görevli olacağını düşünse idi, bunu açık ve net olarak ifade ederdi. Ancak Kuran'a ve hadislere uygun olarak Bediüzzaman Hazretleri, Hz. İsa (as)'ın zatının bu yüzyılda dünyaya geleceğini söylemiştir. Hz. İsa bu yüzyılda gelecek, Hz. İsa (as)'a tabi olanların oluşturduğu bir şahsı manevisi olacak ve bu şahsı manevinin başında da Hz. İsa (as) bizzat bulunacaktır.
Said Nursi Hazretleri, Hz. İsa (as)’ın şahsından ZAT, CİSM-İ BEŞERİ, ŞAHIS gibi sıfatlarla bahsederek onun şahsı manevi değil bir beşer, bir insan olduğunu çok açık, aleni ve kuşkuya yer bırakmayacak şekilde defalarca ifade etmiştir:
1) ... sema-i dünyada (gökler aleminde) cesediyle (insani bedeniyle) BULUNAN VE HAYATTA OLAN HAZRET-İ İSA, belki âlem-i âhiretin (ahiret aleminin) en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme (büyük bir son) için ONA YENİDEN CESET GİYDİRİP (bedeniyle) DÜNYAYA GÖNDERMEK  O Hakîm'in hikmetinden uzak değil.. belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için va'detmiş ve va'dettiği için elbette gönderecek. (Mektubat, sf. 60, Mektubat, 15. Mektup, 56-57)
2) ... Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevilik ve İslamiyet; ittihad (birleşmeleri) neticesinde, dinsizlik cereyanına (akımına) galebe edip (galip gelip) dağıtacak istidadında (kabiliyette) iken ALEM-İ SEMAVATTA (gökler aleminde) CİSM-İ BEŞERİSİYLE (insani cismiyle, bedeniyle) BULUNAN ŞAHS-I İSA ALEYHİSSELAM O DİN-İ HAK CEREYANININ (hak dinin) BAŞINA GEÇECEĞİNİ bir Muhbir-i Sadık (doğru haber aktaran -Peygamberimiz (sav)'in sıfatlarından biri-), bir Kadir-i Külli Şey’in (herşeye muktedir olan Yüce Allah’ın) vaadine istinad ederek (dayanarak) haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem  KADİR-İ KÜLLİ ŞEY (herşeye muktedir olan Yüce Allah) VA’DETMİŞ ELBETTE YAPACAKTIR... (Mektubat, On Beşinci Mektup, s. 53-54)
3) ...ancak hârika ve mu'cizatlı (mucizeler sahibi) ve umumun makbulü (umumun kabul ettiği) BİR  ZAT olabilir ki: O ZAT, en ziyade alâkadar ve ekser (birçok) insanların peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselâm'dır..... (Şualar, sf. 463)
4) Evet o hadîs-i şerifin ifadesiyle HAZRET-İ İSA'NIN SEMAVİ NUZULÜ (gökyüzünden inişi) kat'î (kesin) olmakla beraber... (Kastamonu Lahikası, sf. 80-82)
5) ... Hatta HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM’IN NUZULÜ (inişi) dahi ve KENDİSİ İSA ALEYHİSSELAM OLDUĞU, nur-u imanın (imanın ışığıyla) dikkatiyle bilinir; herkes bilemez.” (Şualar, sf. 487)
6) ... HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM GELDİĞİ VAKİTherkes onun HAKİKİ İSA olduğunu bilmek lâzım değildir. Onun mukarreb ve havassı (derin imanlı yakın talebeleri), nur-u iman (imanın ışığı) ile ONU TANIR. Yoksa bedahet (birdenbire ve açıkça) derecesinde herkes onu tanımayacaktır... (Mektubat, sf. 60)
7) ... İSA ALEYHİSSELAM'I NUR-U İMAN İLE TANIYAN VE TABİ' OLAN cemaat-ı ruhaniye-i mücahidînin (ruhani mücahidler cemaatinin) kemmiyeti (sayısı)....(Şualar, sf. 464)
8) İşte bu sırr-ı azîme (büyük sırra), Hazret-i Peygamber (A.S.M.) işaret etmiştir ki: HAZRET-İ İSA GELECEK, ÜMMETİMDEN OLACAK; aynı şeriatımla amel edecektir. (Sünuhat-tuluat-işârât, sf. 59)
9) ...bir İsevî cemaatı namı altında ve "Müslüman İsevîleri" ünvanına lâyık bir cem'iyet, o Deccal komitesini, Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın RİSAYETİ (LİDERLİĞİ) ALTINDA öldürecek (yok edecek)...(Mektubat, sf. 441)
10) Hattâ "HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM GELİR. Hazret-i Mehdi'ye namazda iktida eder, TABİ' OLUR." diye rivayeti, bu ittifaka (birleşmeye) ve hakikat-ı Kur'aniyenin metbuiyetine (Kur'an hakikatlerine uyulmasına, tabi olunmasına) ve hâkimiyetine işaret eder. (Şualar, sf. 587)

Bediüzzaman Hazretleri Türkiye'nin İslam aleminin lideri olacağını söylemiştir

Said Özdemir Ağabey'in Bediüzzaman Hazretleri ile ilgili bir anısı:
        "Ben ise Hicaz’a gitmek istediğimi söyleyince ‘Niye?’ diye sordu. ‘Efendim’ dedim, ‘memleketin halini görüyorsunuz. Gittikçe daha fenalaşacak. Orada olsam çocuklarım da kurtulur, ben de’ dedim.

       
"KARDEŞİM’, DEDİ, ‘BEN ORADA OLSAM BURAYA GELİRDİM. ALEM-İ İSLÂM KAPISININ KİLİDİ TÜRKİYE’DİR. BU KİLİT BU KAPIYI ÂLEM-İ İSLÂM ÜZERİNE AÇAR. KAT’İYEN BURADAN GİTMEK İÇİN İZİN YOK’ DEDİ.

(Necmettin Şahiner, Son Şahitler)